Kolestrolu biliyor muyuz
| KOLESTEROLU GERÇEKTEN BİLİYORMUYUZ |
| Sağlıklı ve uzun bir yaşam için, pek çok diğer etkenin yanı sıra nasıl yaşadığımız ve neler yiyip içtiğimiz de çok önemlidir. Yağlı ve şekerli besinleri çok fazla tüketmek, özellikle hareketsiz bir yaşantınız varsa kilo artışına ve şişmanlığa yol açabilir. Şişmanlık ise kalp hastalıkları ve şeker hastalığı gelişmesini kolaylaştırır. �Yağ� olarak adlandırılan maddeler arasında kolesterol büyük önem taşır. Kolesterol vücudumuzdaki bütün hücrelerde bulunan bir maddedir. Bazı önemli işlevler için vücudun bir miktar kolesterole ihtiyacı vardır. Karaciğerimiz vücudumuz için gerekli kolesterolü üretebilir, ancak kolesterol et, süt, yumurta gibi yediğimiz hayvansal gıdalarda da büyük miktarlarda bulunur.
Gerekli olan miktarlardaki kolesterolün üzerindeki yüksek kolesterol değerleri sağlığımız için zararlı olabilir. Kolesterol, zamanla dokulara besin maddeleri ve oksijen taşıyan damarlarda birikebilir ve diğer bazı maddelerle birlikte damarların iç yüzeyine yapışır. Bu, normalde esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar boşluğunu daraltır. Damar sertliği ya da tıkanıklığı olarak nitelendirilen bu duruma �ateroskleroz� adı verilir. Kan damarlarının daralması ya da tıkanması sonucunda dokulara besin ve oksijen taşınması bozulur. Bu durum ise göğüs ağrıları, kalp krizi, inme ve felç gibi çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Kan basıncı sürekli olarak yüksek olduğunda damar duvarları, kanı kalbimiz, beynimiz, böbreklerimiz ve karaciğerimiz gibi hayati önem taşıyan organlara iletmek için daha da kalınlaşır ve sertleşir. Damarlardaki daralma ve tıkanma, içinde bulunduğumuz yaşama ve beslenme koşullarıyla, ayrıca yaşın ilerlemesiyle hız kazanır. Sigara da damar sertliğinin başlamasında ve ilerlemesinde çok önemli bir etkendir. Damarlarda meydana gelen daralmalar ve damar sertliği gelişimi dışarıdan takip edilemez. Damar sertliği gelişmesini kolaylaştıran etkenler olarak kandaki kolesterol miktarı ve kan basıncının yüksek olup olmadığı da, bu durum çoğu kez bir şikayete yol açmadığından, farkına varılmayabilir. Bunun için kan kolesterol düzeylerinin ve kan basıncının ölçülmesi ve kontrol altında tutulması çok önemlidir. Kan basıncının farklı zamanlarda ölçüldüğünde 149/90 mmHg�nın, ya da alışılmış ölçülerle 14/9�un üzerinde bulunması halinde �yüksek tansiyon� veya tıp dilindeki adıyla �hipertansiyon� var demektir. Tehlikesiz sayılan kolesterol miktarı ise, çeşitli kolesterol türlerinin tümü olan toplam kolesterol miktarının 100 santimetreküp kanda en çok 200 mg olmasıdır. Toplam kolesterolün içinde birbirinden farklı yapıda ve etkileri farklı kolesterol türleri vardır. Bunlardan biri, damar sertliğini kolaylaştırdığı gibi �kötü kolesterol� olarak da bilinen �düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (LDL)�dür. Diğeri ise LDL�nin olumsuz etkisini azalttığı için �iyi kolesterol� olarak anılan �yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (HDL)�dür. Bu yüzden HDL kolesterolünün yüksek olması kalp sağlığı açısından istenen bir durumdur. Yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve sigara kullanımı yanında yakın aile bireylerinde 50 – 55 yaşın altında iken görülen damar sertliğine bağlı kalp hastalığı da, kalp hastalığı riskini arttıran bir etkendir. Elli yaş öncesinde erkeklerin kadınlardan daha çok damar sertliğine uğradıkları da bilinir. Aile yüklülüğü ve cinsiyet etkenleri değiştirilemez. Fakat erkeklerin ve 50 yaşın üstündeki kadınlarda ve aile yüklülüğü olanlarda kolesterol yüksekliği ve hipertansiyonun tedavisi, sigaranın bırakılması daha büyük önem taşır. Kanda kolesterol düzeyinin düşürülmesi ve kontrol altına alınması için uygulanan diyet (beslenme) çeşitli aşamalarda düzenlenebilir. Birinci basamak olarak adlandırılan diyet ilk aşamada uygulanan diyettir, ikinci basamak diyet ise daha kısıtlı bir diyettir ve daha çok risk altındaki hastalar için kullanılır. |
| Kalp Sağlığı Açısından |
| Kan kolesterol düzeyini istenen düzeye indirmek ve bu düzeylerde tutmak için kolesterol içeren yiyeceklerden kaçınmalıyız.
Beden hareketleri bakımından daha aktif bir yaşam sürmeli ve önerilen egzersizleri yapmalıyız; egzersizin çeşitli yararları yanında kilo kontrolü gibi, kan kolesterol düzeyin ve kan basıncını normal düzeylere indirmek bakımından yararlarını unutmamalıyız. Sigara veya başka biçimlerde tütün kullanmaktan kesinlikle vazgeçmeliyiz. Stres yaratan durumlardan uzak kalmak ve huzurlu bir yaşantı sürdürmek için çaba göstermeliyiz. Tansiyon yüksekliği varsa gereği gibi tedavi görmeli ve tuzdan uzak durmalıyız. |
| Kolesterol Düzeylerini Kontrol Altında Tutmak İçin Beslenme? |
| Yemek ve besinlerle alınan yağ miktarını, özellikle doymuş yağ oranını kısıtlamak gerekir. Tereyağı, yağı çıkarılmamış süt ve yoğurt, krema, içyağı, doymuş yağ oranı azaltılmamış margarinler yüksek miktarda doymuş yağ içerirler. Hayvansal ürünlerin çoğunda yağ ve kolesterol fazladır. Zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü ve soya yağları gibi bitkisel yağlar ise yüksek miktarda doymamış yağ içerirler ve doymuş yağlara tercih edilmelidir.
Bitkisel besinlerde kolesterol bulunmaz. Lifli yiyecekler ve yeşil sebzeler bağırsaklardan kolesterol emilmesini azaltarak kan kolesterolünü düşürmeye yardım ederler. Gereken durumlarda kandaki kolesterol miktarını düşürmek için doktorunuz ilaç verebilir. |
| Tüketimi Azaltılması Gereken Besinler |
| · Yağ (özellikle doymuş yağ) doymuş yağ, oda sıcaklığında katı halde bulunan yağlar ve kırmızı ette, piliç ve hindi etinin koyu renkli bölümleri ile derilerinde, böbrek, yürek gibi iç organlarda bulunan yağ türüdür.
· Kalamar, karides, ıstakoz gibi deniz ürünleri (bu yiyecekler hem kolesterol hem de bir başka zararlı madde olan ürik asit içerirler) · Yağı çıkarılmamış süt, yoğurt ve peynir · Hamur işleri, şekerle hazırlanmış tatlılar, beyaz ekmek · Kızartmalar ve yağlı hazır yiyecekler · Şeker · Tuz |
| Tüketimi Arttırılması Gereken Besinler |
| · Yeşil Sebzeler
· Meyveler · Lifli besinler, tahıllar, kuru baklagiller ve kepekli ekmek · Balık, tavuk · Yağsız mandıra ürünleri · Doymamış (oda sıcaklığında sıvı halde bulunan) yağlar |
Add comment Temmuz 29, 2008
Kolestrol yüksekliği
KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ
Türk Kardiyoloji Derneği’nin yaptığı araştırmalara göre ülkemizde 9 milyon kişinin kolesterol düzeyi sınır değerlerin üzerinde bulunuyor. Kalıtımsal olarak ülkemizde iyi kolesterol düzeyinin de düşük olması kalp hastalıkları açısından önemli bir risk yaratıyor.
Sağlık açısından kan kolesterol düzeyinin 200 mg/dl.’nin altında olması gerektiğine dikkat çekiliyor. Ancak kolesterol içeriği fazla olan gıdalarla beslenilmesi, şişmanlık, hareketsizlik, stres, tiroid bezinin az çalışması, şeker, böbrek yetmezliği gibi hastalıklar, hormon, idrar söktürücü ve bazı tansiyon ilaçları kolesterol düzeyini artırıyor.
Fazla miktarda et, yağlı yemek ve hamur işlerinin tüketilmesinin kolesterol düzeyini artıracağına dikkat çekiliyor. Kurban Bayramı gibi et tüketiminin arttığı günlerde, özellikle diyet yapması gereken kronik sağlık sorunları olan kişiler için ciddi sağlık sorunları oluşabilmektedir. Bu dönemde, etin hem taze hem de yağ oranının fazla olması sorunu büyütüyor. Diğer taraftan bayram ziyaretlerinde etin yanında kandaki kolesterol oranını etkileyen hamur işi tatlılar, çikolatalar ikram ediliyor. Bunlara hareket azlığı da eklenince sağlık sorunlarının ortaya çıkma ihtimali artıyor. Özellikle kalp-damar hastalığı olanlarda, şeker ve böbrek hastalarında, ayrıca kolesterol tedavisi görenlerde vücudun dengesi bozuluyor. Şeker, tansiyon, kalp ilacı kullanan kişilerin bayramda ilaçlarını aksatmamalarını öneriyoruz.
Fazla miktarda kalorili ve yağlı yiyeceklerin tüketilmesinin neden olabileceği sağlık sorunlarının dikkate alınarak diyetin kontrol edilmesi gerekiyor. Günlük tüketilen et, hem yağsız olmalı hem de miktarı azaltılmalıdır. Etin yanından diğer hazmı zor ve tatlılardan kaçınılmalı. Tansiyon ve kalp problemi olanlar bir kereden bir şey olmaz dememeli, tuzsuz ve yağsız et tercih etmelidirler. Sebze ve meyve yemeye özen gösterilmeli. Bol su içilmeli. Bu sayede et ve hamur işi gıdaların tüketilmesi de azaltılmış olur. Ayrıca sağlık durumu iyi olanları da düzenli yürüyüş yapmayı ihmal etmemeliler.
Kolesterolün yüksek olmasının sakıncaları kan kolesterol düzeyindeki artış damar sertliğine neden olan başlıca faktörlerden biri. Damar sertliği de kalp hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlıyor. Kolesterolün 200mg/dl’nin üzerinde olduğu kişilerde diğer risk faktörlerinin de olması bu süreci hızlandırıyor. Kolesterol yüksekliğinin yanısıra sigara içimi, şişmanlık, diyabet, tiroid bezi yetersizliği varsa risk ciddi olarak artıyor. İyi kolesterol seviyesinin düşüklüğü; az spor ve az yürüyüş yapmak da tehlikeyi büyütüyor. Bu nedenle fazla kiloların verilmesini, düzenli egzersiz yapılmasını, kolesterol düzeyi yüksek yiyeceklerden uzak durulmasını öneriyoruz.
Add comment Temmuz 29, 2008
Kanserden korunma
BESLENME VE KANSERDEN KORUNMA
Diyetin ve beslenmenin kanserin gelişiminde oynadığı rolü değerlendirmek ve açıklığa kavuşturmak için birçok araştırma yapılıyor. Hiçbir dolaysız neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmadıysa da, istatistikler bazı gıdaların bazı kanser tiplerinin riskini arttırabildiğini ya da azaltabildiğini göstermektedir. Amerikan Kanser Derneği ve Ulusal Kanser Enstitüsü, insanlarda bazı kanser türlerinin gelişme riskinin azaltılmasına yardımcı olmak için diyet kuralları hazırladı. Genel olarak sağlıklı bir diyet için genel tavsiyeler içermektedirler:
Normal bir vücut ağırlığını koruyun. Başta prostat, pankreas, göğüs, yumurtalık, kalınbağırsak, safra kesesi ve rahim kanseri gelmek üzere, insanlarda bazı kanserlerden ölme oranı şişmanlıkla bağlantılıdır.
Diyetinizde çok fazla doymuş ve doymamış yağdan kaçının. Bazı çalışmaların ortaya koyduğu kanıtlar, diyetteki yağ seviyeleri ile prostat kanseri, kalınbağırsak kanseri ve diğer kanserlerin oluşumu arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. şu anda, bu tür bağlantıların nedenleri açık değildir.
Son raporlar, diyetteki yağ tüketiminin göğüs kanseri sıklığıyla ilişkisiz olabileceğini düşündürmektedir. Yağ tüketimi için hiçbir kural belirlenmemiştir, ama genel olarak yağ tüketimi düştükçe kanser riskinin düştüğü görülmektedir. İhtiyatlı bir yağ tüketimi kuralı, toplam kalori tüketiminizin yüzde 30′udur. (Yağı diyetinizden tamamen çıkarmaya çalışmayın; bunun ne yararı vardır ne de olanağı.)
Lif açısından zengin gıdalar yiyin. Günde 25 ile 33 gram lif tüketimi önerilir. Diyet lifi, vücudu özellikle kalınbağırsak kanseri olmak üzere, bazı kanser biçimlerinden korur gibi görünmektedir. Belirli lif tiplerinin etkileme biçimi açık değildir. Bu nedenle, taze meyve, sebze ve az işlenmiş tahıl ürünleri gibi çeşitli diyet kaynaklarını her gün yiyin.
A vitamini ve C vitamini açısından zengin gıdaları her gün yiyin (Bazı örnekler, A vitamini kaynakları olarak havuç, ıspanak, tatlı patates, şeftali, kayısı, koyu yeşil ve koyu sarı taze sebzeler ve meyveler; C vitamini için portakal, greyfurt, çilek, yeşil ve kırmızı biberler). A vitamini, ağız boşluğu, boğaz, gırtlak ve akciğer kanserleri dahil olmak üzere, bazı kanserlerin sıklığının azaltılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, genel olarak C vitamini olarak bilinen askorbik asitin, nitratlar yendiğinde üretilen bazı kanserojen bileşiklerin oluşumunu önleyebildiğini göstermektedir. Ama, bu vitaminleri normal ihtiyacınızdan daha fazla miktarda tüketmeniz gerekmez.
Brokoli, lahana, Brüksel lahanası, kıvırcık lahana, karnabahar, yer- lahanası, hardal yaprakları ve İsviçre pazısı gibi sebzeleri düzenli diyetinizin bir parçası haline getirin. Araştırmalar bu gıdaların kalınbağırsak, mide ve akciğer kanserlerinin gelişimine karşı koruma sağladıklarını göstermektedir.
Tuzlanarak, tütsülenerek ve nitratla işlenmiş gıdalardan az miktarda yiyin. Bu gıda grubu sucuk, jambon ve diğerleri gibi tütsülenmiş ve konserve edilmiş etleri içerir. Yemek borusu ve mide kanseri sıklığı, bu gıdaları çok miktarda yiyenlerde daha yüksektir.
Izgara ya da tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kansere yol açabilen maddeler üretebilir bu nedenle bu yöntemleri az kullanmak gerekir.
Yemek pişirirken kullandığınız tuz miktarını, yarım kilo ette dörtte bir çay kaşığı tuz, pişirilmiş sebze ya da tahıl porsiyonu başına sekizde bir çay kaşığı tuzla sınırlayın. Jambon, soya sosu ya da turşu gibi aşırı tuzlu gıdaları al-mayın ya da seyrek olarak ve az miktarlarda yiyin.
Alkol kullanıyorsanız, az kullanın. Uzun süreler boyunca çok miktarda alkol içmek, karaciğer kanseri riskini arttırır. Alkol tüketimi sigarayla ya da tütün çiğnemeyle birleştiğinde, ağız, gırtlak, boğaz ve yemek borusu kanseri riskini arttırır. Günde iki ya da daha az bardak tavsiye edilir.
Bu makuldür. Günlük diyetinizi çok az değiştirerek bu önerileri uygulayabilirsiniz. Ancak, bu önlemlerin kanserden koruma sağlayabileceği kesin değildir.
Add comment Temmuz 29, 2008
Kanser hastaları için beslenme
KANSER HASTALARI İÇİN BESLENME
İyi beslenme kanser tedavisi gören insanlar için özellikle önemlidir; ve uygun beslenmek bu sırada özellikle güçtür. Kemoterapi ve radyasyon gibi tedaviler genellikle yeme alışkanlıklarını bozar. Mide bulantısı hissedebilirsiniz. İştahınız olmayabilir ya da ilaçların ağzınızın tadını değiştirdiğini fark edebilirsiniz. Yiyecekler tatlarını kaybedebilirler. Kendinizi o kadar yorgun ya da hasta hissedersiniz ki, en son yapmak istediğiniz şeyin yemek yemek olduğunu düşünebilirsiniz. Bazı kanser hastaları, tedavi altında değilken bile iştahlarını kaybederler.
Uygun yemek kanser tedavisinin başarısı için çok önemlidir. Tedavi sırasında iyi beslenen insanlar, vücut dayanıklılıklarını daha iyi korurlar ve böylelikle kemoterapinin ve radyasyon tedavisinin potansiyel yan etkilerine daha kolay dayanabilirler. Ayrıca bu insanlarda daha az enfeksiyon olur ve tedavi sırasında daha aktif olmaya devam ederler.
Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynıdır. Her gün çeşitli gıdalar yemeniz gerekir. Dört temel gıda grubunun (meyve ve sebzeler, et ve diğer proteinler, tahıl ürünleri ve süt ürünleri) her birine ihtiyacınız vardır. İdeal olarak, her gün dört ya da daha fazla porsiyon sebze ve meyve, dört ya da daha fazla porsiyon tahıl (ekmek, hububat, makarna ve pirinç), iki ile üç porsiyon protein (kümes hayvanı, balık, et ve tahılla karıştırılmış olarak fasulye, bezelye ya da kabuklu yemiş gibi bitkisel protein) ve iki ya da daha fazla porsiyon protein, kalsiyum ve vitamin açısından zengin süt ürünleri (bunların arasına süt, peynir, yoğurt ve dondurma girer) yiyin.
Protein açısından zengin yiyecekler yemeye özel dikkat gösterin. Bunlar, vücut dokularının onarımına ve oluşumuna yardım etmede özellikle yararlıdırlar. Genel olarak, vücudunuzun enerji için protein stoklarına başvurmasına, böylelikle kendini onarmaya daha az yeterli hale gelmesine neden olmayacak şekilde, yeterince yemek yemeniz gerekir.
Kendinizi hasta hissederken iyi yemek nasıl mümkün olabilir? En lezzetli gıdaları seçin, yemek zamanlarınızı, yiyebilecek gibi hissettiğiniz zamanlara göre ayarlayın.
Birçok kişi en sevdiği yemeğin tedavi süresince pek çekici gelmediğini fark eder. Dolayısıyla, çok sınırlı bir diyet uygulamaya başlar. Giderek daha az yemek iştah uyandırdığı için, diyet seçenekleri azalır. Buna izin vermeyin.
Yiyebilecekleriniz konusunda esnek olun. Bugün lezzetsiz gelen bir şey, yarın ya da bir sonraki hafta daha lezzetli gelebilir.
Çeşitli gıdalardan yiyebileceğiniz kadar yiyin. Yemeklerinizi kendiniz pişiriyorsanız, dondurabileceğiniz ve kendinizi hasta hissettiğinizde kolayca yeniden ısıtabileceğiniz yemekler yapın. (Bu, zaman kazanmanızı sağlar.) Yemek pişirmek özel çaba gerektiriyorsa, dondurulmuş akşam yemekleri ve hazır gıdalar yardımcı olabilir. Yemek pişirme işini kolaylaştırmak için, hazır çorbaları ve sosları taze gıdalarla karıştırın.
İçinizden gelmese bile, yemeklerin göze hoş görünmesini sağlayın. Çevrenizdeki eşyalar kendinizi ne kadar kötü hissettiğinizi unutmanıza yardımcı olabilir. Kucağınızda yediğiniz bir yemek, özellikle iştahınız yoksa, masada üzerinde çiçeklerle ve hoş bir porselen tabaktan yemek kadar iştah açıcı olmayabilir.
Tedavi sırasında üstesinden gelinmesi en zor sorun belki de hem iştah açıcı hem de besleyici gıdaların bulunmasıdır. Birçok kişi etin iştah açıcı gelmediğini belirtiyor. Bu sizin için bir sorunsa, kümes hayvanlarını, hafif tatlandırılmış balık ya da peynirleri deneyin. Süzme peynir ve keskin yoğurt gibi hafif tatlı süt ürünleri de iyi protein kaynaklarıdırlar. Dondurma bile bir miktar protein içerir. Çekilmiş fıstıktan yapılmış tuzlu ezme sandviçi ya da elma gibi meyveler üzerine bu ezmeyi koyarak yemeyi deneyin. Fasulye, nohut ve börülce gibi baklagiller, özellikle pirinç, mısır gibi tahıllarla ya da ekmekle birleştiklerinde, iyi protein kaynaklarıdırlar.
Yediğiniz gıdalarda mümkün olduğu kadar çok kalori olmasına dikkat edin. Ekmeğinizi ısıtın ve üzerine tereyağı, margarin, reçel ya da bal sürün. Gıdalarınızın üzerine çekilmiş kabuklu yemişler serpin. Gıdaları yağsız kurutulmuş sütle zenginleştirin.
Birçok kişi özellikle çok da sağlıklı olmayan gıdalara karşı ilgi kaybından söz etmektedir. Kahve, çay ya da kırmızı etin yanı sıra, kızartılmış gıdalar, şekerlemeler, patates cipsi ve alkollü içkiler çekiciliğini kaybetmektedir. Gaz ya da şişkinliğe yol açma eğiliminde olanlar gibi (brokoli, karnabahar, mısır ve fasulyeler) bazı sebzeler de genellikle hoşa gitmemektedir.
Daha az sorun yaratır gibi görünen gıdalar taze meyveler ve genellikle yenmesi ve sindirilmesi kolay olan birçok sebze ve diğer gıdalardır. Süt ürünleri, yumurta, kümes hayvanları, balık ve makarnayla yapılan hafifçe tatlandırılmış yemeklere genellikle tahammül edilmektedir.
Tek bir oturuşta yeterli miktarda yiyemiyorsanız, daha sık olarak küçük miktarlarda yiyin. Yemeğinizi yavaş yavaş çiğneyin. Sıvıları yemek dışında için. İçtiğiniz sıvıların, meyve suları ya da süt gibi besleyici değeri olmasına dikkat edin. Karbonatlı içecekler, midenizi rahatlatıyorsa, tek başına soda içmek yerine meyve suyunu sodayla karıştırın. Kendinizi aç hissettiğinizde kolayca yiyebilmek için atıştıracak bir şeyler bulundurun. Yağlı yiyeceklerden ve bol tereyağlı soslardan kaçının. Bunlar, diğer gıdalardan çok daha hızlı bir şekilde kendinizi doymuş hissetmenize yol açabilirler.
Hazırlanmakta olan yemeğin kokusu sizi rahatsız ediyorsa, bu kokulardan uzak durun. Yiyecekleri mikrodalga fırında ısıtın ya da az pişirilmesi gereken ya da düşük ısıda ısıtılabilen yiyecekleri seçin.
Birçok kişi tedavi sırasındaki boşaltım sorunlarından kabızlık ya da ishal söz etmektedir. Bunlar, bağırsağı tahriş ederek ishale yol açan ya da bağırsağın faaliyetini yavaşlatarak kabızlığa yol açan ilaçlar dahil olmak üzere, çeşitli faktörlere bağlı olabilir. Alınan radyasyon da ishale yol açabilir.Yenilen gıdaların çeşitliliğindeki azalma da kabızlığa ve gaz nedeniyle şişkinliğe yol açabilir. Bazı insanlarda tedavi sırasında süt ürünlerindeki laktozu parçalayamama sorunu ortaya çıkar, bu kişilerin tedavi tamamlanana kadar bu ürünleri yemekten kaçınmaları gerekir.
Kabızlık durumunda, lif açısından zengin gıdaların yenmesi sorunu önlemeye ya da sorunla mücadele etmeye yardımcı olabilir. Bu tür gıdalar arasında taze sebze ve meyveler, kurutulmuş meyveler, tüm tahıllar ve ekmek ve kabuklu yemişler sayılabilir. Bol bol sıvı içmek de yardımcı olabilir.
İshal önemli miktarda mineral ve sıvı kaybına yol açabilir. Bazen lif oranı yüksek bir diyet ishalin tedavisinde etkili olabilir, çünkü lif dışkıdaki sıvıyı özümseme ve katılaştırma eğilimindedir. Doktorunuz ishale karşı bir ilaç yazabilir, ishal geçene kadar süt ürünlerinden kaçınmanız iyi olabilir. Kramplarınız varsa, her türden karbonatlı içecekler, lahana, karnabahar, çok baharatlı gıdalar ve hatta bazı çiklet çeşitleri (sorbitol içerenler) gibi gaza yol açan gıdalardan kaçının. Ayrıca sıvıları yemek aralarında için.
Add comment Temmuz 29, 2008
Kanser ve beslenme
| BESLENME VE KANSER |
| Kanser riskini azaltmanın en önemli ve kolay yollarından biri diyetimize dikkat etmektir. Amerika’da yapılan tıbbi araştırmalarda diyet ve beslenme etkenlerinin tüm kanserlerde %70 , kanserden ölümlerde ise % 35oranında etkili olduğu gösterilmiştir. Başka bir çalışmaya göre ise kanser olgularının % 80′i çevresel etkenlere bağlanmakta ; bu etkenler arsında da beslenme önemli bir yer tutmaktadır ( kadınlarda görülen tümörlerin % 50’si, erkeklerde görülenlerin % 30′u beslenmeye bağlıdır.)
Dengeli beslenin, besin çeşitliliğine dikkat edin. |
| Yağlar |
| Aldığınız yağlarda günlük toplam kalorinin %30 ‘unu geçmeyin. Eğer mümkünse aldığınız doymuş yağlar günlük toplam kalorinin %20’sini geçmemeli.Doymuş yağın fazla olması göğüs, rahim ağzı, yumurtalık, barsak ve rektum kanserlerine yol açabilmektedir. Doymamış yağ asidi içeren kolesterolsüz yağları seçin. Çok düşük kolesterol seviyelerinin de kalın barsak kanserlerine yol açabileceğini düşünerek hiçbir zaman aşırıya kaçmayın. Fazla yağlı kırmızı etler yerine tavuk ve balık etini tercih edin. Kızartma yerine haşlama ve buhar ile pişirme yöntemlerini tercih edin. Böylece aldığınız yağ miktarını azaltır ve yanmış yağın kanserojen etkilerinden korunursunuz. |
| Proteinler |
| Sağlıklı bir yetişkin vücut ağırlığının her kilogramı için günlük ortalama 1 gr protein almalıdır. Günlük beslenme miktarımızın % 15′ini proteinli besinler oluşturmalıdır. Aşırı protein alımı meme,rahim, barsak, pankreas ve böbrek tümörlerinin gelişimini kolaylaştırır. Bu nedenle sürekli kırmızı et yiyen kişilerin kanser olma riski ayda bir kez kırmızı et yiyenlere göre 2,5 kat fazladır.
Ancak protein yetersizliği de T -lenfositlerinin faaliyetlerini yavaşlatarak bağışıklık sistemini bozduğu için kanserlerin daha çabuk ilerlemesine sebep olur. Öyleyse aşırıya kaçmadan yeterli protein alımına dikkat etmemiz gerekmektedir. Protein gereksinimini karşılamak için kırmızı et yerine balık, tavuk, hindi tercih edilmelidir.Tavuk ve hindinin fazla yağ içeren derisi yenmemelidir. |
| Karbonhidratlar |
| Günlük beslenme miktarının ortalama % 60 ını karbonhidratlar ve doğada bulunan şekerler oluşturmalıdır. Rafine ve işlem görmüş şeker tüketimi % 10 a kadar azaltılmalıdır. |
| Tuz |
| Aşırı tuzdan sakınılmalıdır.Tuzun mide kanserine sebep olabileceği bilinmektedir.Tuzlayıp saklama (turşu, salamura vs.) yerine dondurarak saklama yöntemini tercih etmeliyiz. Yapılan araştırmalar dondurarak saklama yönteminin tercih edildiği ülkelerde mide kanseri görülme sıklığının % 64 azaldığını göstermiştir. |
| Alkol |
| Eğer alkol kullanıyorsanız haftada 4 kez 1-2 kadehi aşmamaya özen gösterin.Alkol de kanserojendir. Her ne kadar beslenmeyle direk ilişkisi yoksa da burada sigaranın da en önemli kanserojenlerden biri olduğunu bir kez daha belirmekte yarar görüyoruz. |
| Nitrit ve Nitratlar |
| Nitrat nitrite ve daha sonra da kanserojen bir madde olan nitrozamin e dönüşür.İçilebilir suyun içerdiği Nitrat (NO3) ın sınır değeri 45 mg/lt dir.Ayrıca et ve türevi şarküteri ürünlerinde (salam, sosis vs.)de koruyucu olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu uygulama artık yavaş yavaş terkedilmekle birlikte bu tür ürünleri satın alırken dikkatli olunması gerekir. ayrıca bazı biralarda bulunan nitrozamin sindirim sistemi kanserlerine sebep olabilmektedir. |
| Koruyucu Besinler |
| Bazı sebzelerin (lahana, brokoli, salatalık, maydanoz, biberiye, soya fasuyesi) içerdikleri bazı maddelerle kansere karşı koruyucu etki gösterdikleri bilinmektedir.
Antioksidanlar ( C vitamini, E vitamini, Betakaroten, selenyum, çinko, polifenol) kansere karşı koruyucudur. Doymamış yağlar (Soya, Zeytinyağı, mısırözü, ayçiçeği, kanola yağlarının okside olmamışları ve birtür balık yağı olan omega3) Kalsiyum bağırsak kanserlerinden koruyucudur. Posalı-lifli besinler özellikle barsak kanserlerinden koruyucu etkiye sahiptirler. |
| Pişirme Yöntemleri |
| Kızartma mümkünse pek tercih edilmemesi gereken bir yöntemdir. Mutlaka kızartma yöntemiyle pişirmeniz gerekiyorsa 150 derecenin altında ve çok az yağla yapılması önerilir.
Kavurma kızartmadan daha iyi bir yöntemdir (daha fazla yağa gereksinim duyulacağı için fazla yağların süzülmesi şartıyla). Fırında pişirme en iyi yöntemlerden biridir. Izgara da pişirme yüksek ısıya maruz kalındığı için yüzeydeki besleyici maddeler değişikliğe uğrar. Bu nedenle ızgara eğer yapılacaksa ısı 150 derecenin altında olmalıdır. Mangalın kömürlerinden gelen duman ve alevler kanser yapıcı maddelerin oluşumuna yol açar. Mikrodalga pişirme en iyi pişirme yöntemidir.Ancak yansıtıcı levha kullanımına dikkat edilmelidir. |
Add comment Temmuz 29, 2008
Kalbinizin dostları
KALBİNİZİN DOSTLARI
Bazı gıdaların damarları temizleyerek kandaki kolesterol oranını azalttığı ve kan basıncını düşürdüğü uzmanların ortak görüşü. Birbirinden yararlı özellikleriyle kalbinizle dost gıdalar aslında Türk mutfağının vazgeçilmez enstrümanları�
Bu gıdaların dengeli tüketimi kalp sağlığı için yeterli değil. Sağlıklı bir kalp için en önemli şartın düzenli egzersizi ve spor yapmak olduğunu unutmayalım. Tüm bunlarla beraber özellikle çocuklarınıza küçük yaşta edindirilebilecek beslenme alışkanlığı da ilerleyen yaşlar için son derece hayati bir önem taşıyor. İşte Türk vazgeçilmezleri aynı zamanda kalbinizle dost gıdalar.
Fındık
Fındık yağ içerir, ama bu yağ kolesterol oranını düşüren mono doymamış yağdır. Ayrıca fındıkta damarları koruyan E vitamini bol miktarda bulunur çinko, lif ve magnezyum da bulunur. Bir avuç fındığa kuru üzüm katıp gün boyunca atıştırın. Sağlığınızı korumuş olacaksınız.
Zeytinyağı
Doymuş yağlar yerine, zeytinyağı kullanırsanız, kanınızdaki kolesterol miktarı azalır ve kan basıncınız düzene girer. İspanya�da yapılan deneyler, son derece yararlı olduğunu kanıtladı.
Pirinç
Pirincin kolesterol ile savaştığı biliniyor. Ayrıca pirinç bol miktarda E vitamini ve B vitamini içerir.
Domates
Domatesin kırmızı renk almasını sağlayan likopen isimli bileşim, damarlarda kolesterolün birikmesini nler. Özellikle domates salçasının kolesterole karşı iyi bir silah olduğunu belirtelim.
Elma
Günde bir elma yerseniz, kalp hastalıklarında korkmanıza gerek kalmaz. Elmada bulunan ve pectin adı verilen lif kendini kolesterole bağlar. Böylece kolesterolün damarlardan geçmesini önler. Elma düzenli olarak yenirse, kalp hastalığına yakalanma tehlikesi azalır. Bu meyvenin içerdiği vitaminlerde cabası.
Soğan
Soğan ve sarımsak kalbinizin sağlığı için canla başla savaşan yiyeceklerdir. Soğanın içerdiği maddeler, kolesterolün oksitlenip damarların duvarlarına zarar vermesini engelliyor.
Tane Fasulye
Kuru, tane fasulye türlerinin harika besinler oldukları kesin. Hergün 1-1/2 fincan kuru fasulye yerseniz, kısa sürede kanınızdaki kolesterol miktarı azalır. Ayrıca kuru fasulye kolesterol gibi damarları tıkayan başka maddelerin birikmelerini önler.
Ispanak
Ispanak demir içermese de kalp hastalıklarına ve yüksek tansiyona karşı birebirdir. Kolekterolün damarlara yerleşmesini önler. Ayrıca ıspanak, magnezyum ve potasyum gibi mineralleri içerir, kan basıncını düşürür.
Sarımsak
Sarımsak, kandaki kolesterol oranını düşürür. Kan pıhtılarının damarları tıkamasını engeller Araştırmacılara göre her gün bir diş sarımsak kalbi korumak için yeterli.
Greyfurt
Narenciye türündeki bu yararlı meyve 80 kalori içerir. Aynı zamanda bir C vitamini deposudur. Ayrıca içi pembe olan greyfurda renk veren madde damarları kolesterolün tahribatından koruyan bir antioksidandır.
Yulaf
Yulaf ve yulaf gevreği, kolesterolün bir numaralı düşmanlarıdır. Yulaftaki lif kendini kolesterole bağlar ve kolesterolü vücut sisteminden dışarı çıkarır. Günde 1-1/2 fincan yulaf yerseniz kanınızdaki kolesterol miktarı %20 oranında azalır.
Çay
Eskiden kalp hastalarının çay içmeleri yasaklanırdı. Günümüzde ise çayın kalp için son derece yararlı olduğu iddia ediliyor. Çayın içerdiği bir madde damarların çeperlerindeki kolesterolün birikmesini önler, ayrıca kan pıhtılarının damarları tıkama olasılığı azalır.
Add comment Temmuz 29, 2008
Hangi hastalığa hangi yiyecek
| HANGİ HASTALIĞA HANGİ YİYECEK |
| Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa’nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor. |
| GRİP |
| Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.
Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser. Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır. Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. |
| DEPRESYON |
| Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)
Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır. İstiridye: İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.) Patates: Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar. |
| İDRAR YOLLARI |
| Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.
Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir. Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir. |
| ALERJİ |
| Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir. |
| HEMOROİD (BASUR) |
| Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.) |
| KARIN AĞRISI |
| Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser. |
| KARACİĞER |
| Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz.
Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü “doğal ilaç” olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür. Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur. |
| DİŞ |
| Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin. Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin. Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız,kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin. Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar. |
| TANSİYON |
| Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.
Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler. Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir. Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir. |
| SİNDİRİM SORUNLARI |
| Arpa: İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır.Ayrıca ABD’deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı.
Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar. Meyvalı yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum, kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler. Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar… |
| KİLO KAYBI |
| Çikolatalı puding: Bu sayede vücuttaki kan istediği protein ve mineralleri alır. İngiliz Sağlık Bakanlığı, kilo kaybı yaşayanların günde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor.
Peynir: 100 gramında 78 kalori bulunuyor. Yumurta: Günde 2 yumurta kadınların günlük protein ihtiyacının 4′te 1′ini, erkeğin ise 5′te birini karşılar. A,D,E ve B vitaminleri içeren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarını çözer, yetişkinleri de kansere karşı korur. Dondurma: Günde 2 top vanilyalı dondurma yemek, insan vücudunun günlük protein ihtiyacının yüzde 20’sini karşılar. Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur. |
| MENOPOZ |
| Nohut: Sebze hormonu “fitoöstrojen” içerir. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarından birisidir.
Kola: Kafein vücudun yorgunluğunu alır ve konsantrasyonu sağlar. Üzüm: İçerdiği “elajik” asit sayesinde menopozun neden olduğu kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükselterek de menopoz semptomlarını en aza indirir. Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır. Bu da kolon kanserine karşı korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir. İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz dönemindeki kadınlarda östrojen seviyesini dengede tutar. Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit içerir. |
| ROMATİZMA |
| Enginar: Vücuttaki zehiri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir.
Domates: C vitamini boldur. Tahıl: İçerdiği doğal kimyasallar, romatizmanın yol açtığı eklem yanmaları ve romatizmal ağrıları hafifletir. Kekik: Timol adı verilen bir tür doğal yağ, vücuttaki diğer yağların parçalanmalarını sağlar. Kekik yağı banyoda sürüldüğü zaman romatizma ağrılarını büyük oranda azaltır. Zencefil: Uyarıcı etkileri kan damarlarını genişletip kan dolaşımını artırarak romatizma ağrıları ve yanmaları yok eder. |
| SİSTİT |
| Kuşkonmaz: Folik asit, C ve E vitaminleri içerir. Yenilen besinlerin vücuttaki zehirli kalıntılarını atmayı sağlar. Karaciğer ve böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır, destekler. Bu nedenle doktorlar, sistit hastalarının mutlaka kuşkonmaz yemeleri gerektiğini söylüyor. |
| KANSIZLIK |
| Hurma: Türüne göre değişse de hurmaların birçoğu yüksek oranda demir içerir. Besin değeri yüksek ve önemli bir enerji kaynağıdırlar. Doğal müshil etkisine sahiptir. Kurutulmuş olanlarına göre daha yüksek oranda su ve daha düşük kalori içerir. |
| İDRAR VE BÖBREK |
| Pancar: Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını destekler.
Kavun: Orta boy bir kavunun yarısı, günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir. Bunlar antioksidan, yani vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır. Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir. |
| DİYABET |
| Kuru fasulye: Lif açısından zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini büyük oranda azaltır.İçerdiği karbonhidratları vücudun şekere dönüştürmesi uzun sürer.
Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum içerir. Çözünebilir lif içermesi sayesinde kandaki kolesterol oranını düşürür. Bu nedenle diyabet ve kalp hastaları için kaçınılmaz bir besindir. |
| BAŞ AĞRISI |
| Nane: Nane çayı baş ağrılarını dindirmek için birebirdir. İçerdiği mentol ve mentol doğal yağları sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.
Biberiye: Kimyasal içerikleri sayesinde doğal bir ağrı kesici görevi görür. Çikolata: Doğal antidepresan özelliği vardır. Çikolata magnezyum ve demir içerir. Sinirleri gevşetici özelliği sayesinde baş ağrısını dindirir. |
| VÜCUT SU TUTMUŞSA |
| Kuş üzümü: 100 gramı günlük C vitamini ihtiyacının tam 3 katını karşılar. Antibakteriyel ve yanmayı önleyici etkileri vardır. Zengin potasyum ve düşük tuz içeriği, dehidratasyonu olanlar için önemli bir doğal ilaçtır.
Kabak: 100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4′te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar. Tahıl: İdrar yollarını açıcı, çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsızlığı bulunanların mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır. |
| EĞER MİDENİZ RAHATSIZSA |
| Tarçın: Mide yanmalarını ve kusma hissini alır.
Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı bir etki yaratır. Mide bulantılarını önler. Lahana: Mayalanma sırasında laktik asit üretir. Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur. |
| GUT (DAMLA HASTALIĞI) |
| Hamsi: Omega-3 yağı açısından çok zengindir. Kolesterol seviyesini düşürür. Kanın pıhtılaşmasını önleyerek damar tıkanıklığı, kalp krizi ve dolayısıyla da felç geçirme riskini düşürür. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastaları için bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalıdır. |
| ADET SANCISI |
| Muz: İçerdiği yüksek oranda B6 vitamini sayesinde kadınların adet dönemi sancılarını büyük oranda azaltır. Doğal bir ağrı kesici gibidir.
Tarçın: Koli basilinin üremesini önler. Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde hem nezlenin yol açtığı boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına iyi gelir. |
| HAMİLELİK |
| Enginar: Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir. Düşük yağ oranı, sindirimi kolaylaştırıcı etkisi, antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır.
Böğürtlen: E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur. |
| ÇÖLYAK HASTALIĞI |
| Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. yağ oranları düşüktür. |
| TİROİD |
| Midye: Omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir. |
| FELÇ |
| Turunçgiller: C vitamini zengini turunçgiller içerdikleri flavonoid adlı antioksidanlar sayesinde atardamarların, kalbin zarar görmesini önlüyor. Portakal içerdiği folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde sağlıklı alyuvar hücrelerinin çoğalmasına neden oluyor.
Hamsi: Kolesterolü düşüren ve kan pıhtılaşmasını önleyen Omega-3 bol bol var. |
| ASTIM |
| Soğan: Sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele eder. Kükürt bileşimleri atardamarların zarar görmesini önler. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor. |
| ARTİRİT |
| Enginar: Enginarın en büyük özelliği toksinleri temizleme yeteneğidir. Bu nedenle artirit ve romatizması olan hastalara özellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adlı madde, karaciğer ve safra kesesinin rahatsızlanmasını engelliyor. |
| STRES |
| Mayan kökü: Antivirüs etkisi vardır. Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır. |
| ÜLSER |
| Lahana: Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir.Çiğ olarak salatalara katılması tavsiye edilir. |
| KEMİK ERİMESİ |
| Kayısı: Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir. Süt: Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynağıdır. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve dişleri güçlendirmek için çalışır. Bunların eksikliği kemikleri eritir. |
| ARAÇ TUTMASI |
| Zencefil: Sindirime yardımcı olur. Mide bulantısını giderir. Enerjinizi artırır. Seyahatin ve otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır. |
| CİLT SORUNLARI |
| Papatya: Bitkisel yağ ve kimyasallar içerir. Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir. Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya çayı torbaları, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve yanmaları alır. Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının neden olduğu ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır. Portakal suyu: Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacınızın tamamını karşılar. İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur; cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesi önler. Portakal yağı:Susam yağıyla karıştırılarak kullanıldığında iyi bir cilt yağı elde edilir.Ayrıca;selülitli bölgelere portakal yağıyla masaj yapılması tavsiye edilir. |
| LAKTOZ DAYANIKSIZLIĞI |
| Badem: Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan içerir. Bu nedenle laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için badem ideal bir besin kaynağıdır. |
| KALP |
| Bezelye: Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemeği yiyen bir erkeğin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yüzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp için de çok önemli.
Kepekli Ekmek: Kalp hastalıklarıyla bağırsak kanseri için faydalıdır.Günde 12 gramdan fazlası kişiye göre zararlı olabilir. Kiraz: 100 gramında 40 kalori bulunuyor. İçerdiği ellegic asit, vücudu kansere karşı korurken,kiraz kalp damarlarındaki normal bir kan dolaşımını sağlar. Çok kiraz yenmesi, gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür.Günde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geçiyor. Çikolata: E vitamini, magnezyum ve demir; kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür. Günde en fazla 1 çikolata yiyin. Elma: Günde 5 adet yiyin. Mısır Gevreği: Günde 1 tabak yeterli. Salatalık: Diyet yapanların en büyük yardımcısı olan salatalık, kolesterolü düşürür. Kalbi güçlendirir. Unutmadan ekleyelim. Salatayı soymadan yiyin. Çünkü kalbi kuvvetlendiren madde, kabuğu ile derisi arasında bulunuyor. Yumurta: Tüm yiyecekler içinde en kaliteli proteini içerir. En önemli özelliği, kolesterol oranını düzenleyen lesitin maddesi içermesi. Tavada az yağda pişirilmiş yumurtayı tavsiye ederiz. Sarımsak: Mutfağınızdan eksik etmeyin. En az 1000 doğal tedavide kullanan sarımsak, sindirim sisteminden, kansere, kan dolaşımından kalp hastalıklarına kadar her şeye yaralı. Ancak hamileler dikkat olmalı. Aşırı sarımsak da kalp yanmaları ve çarpıntılarına yol açar. Günde bir diş yeter. Humus: E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranını da ayarlar. Kavun: Bir kavunun yarısı insan vücudunun günlük C vitamininin ihtiyacının tamamını, A vitaminin de yüzde 15′ini karşılar. Kavun, kalp ve böbrek hastalarının diyetlerinde sıkça kullanılan bir meyvedir. Süt:Tam bir kalsiyum, protein, folik asit, A, E ve D vitaminleriyle fosfor deposu. Çocuk ve genç ve hamilelerin günde en az yarım litre süt içmesi tavsiye ediliyor. Şeftali: Bir şeftali, günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılar. Sindirimi kolay olan meyvanın koyu renklilerini tercih edin. Çünkü kabuğuna renk veren betakarotene maddesi, kalp ve kansere karşı faydalıdır. Pirinç: E ve B12 dışında tüm B vitaminleri ve potasyum içerir. Özellikle kolon ve bağırsak kanserlerine karşı faydalıdır.Kolesterolü düşürdüğünden kalbe iyi gelir. Tuz: Vücuttaki kan dolaşımını ve sinir sistemini düzenler. Mide kanseri, kemik erimesi, kalp sorunlarına bire birdir. İngiliz Sağlık Bakanlığı, halkına günde 9 gram tuzun kafi olduğunu, aşırısının vücuda zarar vereceğini açıkladı. Çay: Günde 2 bardak içilen çayla, 4 elma, 5 soğan, 7 portakal yemiş gibi kalp dostu antioksidan madde almış olursunuz. İngilizler, özellikle çocukların haftada en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriyor. Ton Balığı: Kolesterol ve tansiyonu düzenler. Anemi hastalığına karşı D ve B12 vitamini içerir. Birçok kansere karşı vücudu içerdiği nikotinik asitle korur. Bir konserve ton balığı vücudun D vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor. Hindi Eti: 125 gramı, vücudun günlük folik asit ihtiyacını karşılar. Folik asit, kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur. Karpuz: Bir dilimiyle günlük C vitamini ihtiyacınızın %80′nini karşılarsınız. İçerdiği potasyum, kan dolaşımını sağlar |
| KANSER |
| Kayısı: Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.
Tahıllar: Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır. Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor. Fasulye: Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de seks hormonlarını kuvvetlendirir. Pancar: Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağladan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor. Lahana: Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir. Havuç: Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur. Nohut: Yağ düzeyi düşük olan ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır, manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur. İncir: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor. Sarımsak: Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır. Fındık: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur. Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür, şeker ve kalp hastaları için yararlıdır. Zeytinyağı: İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir. Soğan: Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir. Şeftali: Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının yüzde 50,sini karşılayabilir. Sindirimi kolaydır. Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir. Bir tanesinde 33 kalori vardır. Pirinç: Pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır. E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç, kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini de azaltır. Çilek: Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir. Domates: Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır. GÖZ Mısır: Zeaksantin adlı bir bitkisel bileşim içerir.Bu madde yaşa bağlı olarak gelişen görme bozukluklarını azaltır. Ispanak: Antioksidan özelliği taşıyan A vitaminine dönüşen betakaroten içerir. Sağlıklı gözler için gereklidir. Katarakt ve diğer göz tabakalarının bozulmasına karşı lutein maddesi de içerir.Pişirdikten sonra hemen tüketin; beklemesi halinde içindeki yararlı maddeler toksik maddelere dönüşebilir. |
| BAĞIRSAK |
| Elma: Protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici besin olarak nitelenirler. |
Add comment Temmuz 29, 2008
Gebelik ve beslenme
GEBELİK VE BESLENME
Başarılı ve Sağlıklı Bir Gebelik İçin: SAĞLIKLI BESLENME REHBERİ
Ailenizi genişletmeye karar verdiniz, hamile kalmayı düşünüyorsunuz. İşte size hem diğer aile fertlerinin hem de sizin için beslenmenin püf noktalarını içeren bir rehber:
Besin Çeşitliliğine dikkat edin: Yiyeceklerinizin çeşitlendirilmesi, beslenmeden elde edeceğiniz faydanın maksimuma çıkarılabilmesi için gereklidir. Hem ana grup gıdalar arasında, hem de gruplar içinde değişik yiyecekler yemeye gayret gösterin.
Besin Piramidi size yiyecekler arasında yapacağınız değişikliklerde faydalı olabilmek amacı ile geliştirilmiştir. Buradaki yiyecek değişim tablolarının da yardımı ile beslenmenizi çeşitlendirin.
Sağlıklı kilo ve Egzersiz: Sağlıklı kilonun korunması hem birçok hastalığın önlenebilmesi, hem de gebeliğin sağlıklı olabilmesi ve korunabilmesi için önemlidir. Çok fazla zayıflık ta, çok fazla şişmanlık ta başarılı bir hamilelik şansını tehlikeye atar.
Sağlıklı kilo herkes için standart değildir. Gebe kalmadan önce ideal kilonuz için doktorunuza danışmanız önemlidir. Kilo değişiklikleri ani olmamalı, uygun bir süreye dağılmalıdır. Bu konuda doktorunuzdan yardım alın.
Bol Miktarda Meyve, Sebze ve Tahıl Tüketin: Sağlıklı beslenmenin temel taşları meyve , sebze ve tahıllardır.Bu gruptaki besinler lifler ve yaşam için zorunlu vitamin ve mineraller açısından çok zengindirler.Aynı zamanda birçok çalışmanın sağlık açısından önemini gösterdiği fitokimyasallar açısından zengindirler.
Bu yiyecek grupları içinde değişiklikler yapmak önemlidir. Çünkü bu gruptaki değişik besinlerde farklı maddeler bulunur. Hamileliğin ilk dönemlerinde çok gerekli olan Folik Asid bakla, yeşil lifli sebzeler, karnabahar, brokoli ve taneli tahıllarda bulunur.C Vitamini meyveler (özellikle turunçgiller), domates, biber ve yeşil sebzelerde bulunur. B6 Vitamini patates, muz ve bütün tahıllarda bulunur.Beta Karoten koyu yeşil ve koyu sarı sebzelerde bol miktarlarda bulunur.
Sature Yağ ve Kolesterolü düşük yiyecekler yiyin:Yağlar vücuttaki bazı hücrelerin yapımında ve vitaminlerin emiliminde önemli rol oynarlar. Ancak sature yağlar ve kolesterol gibi bazı yağ grupları obesite ve arterioskleroz gibi bazı kronik hastalıkların oluşmasına sebep olabilirler. Obesite, arterioskleroz ve kronik hastalıklar döllenme yeteneğini etkiler ve hamilelikteki riskleri arttırır.
Genel tavsiye yiyeceklerle alınan yağın toplam kalorinin % 30 unun üzerinde olmamasıdır.Diyetle alınan üç tip yağ vardır: Sature, poliansature ve monoansature yağlar. Sature yağlar toplam kalorinin % 10 unu geçmemelidir. Bu yağ tipi damar tıkanıklığından sorumlu tutulmaktadır.
Hayvansal gıdaların çok fazla tüketilmesi kan kolesterol düzeylerini arttıracaktır. Bütün hayvansal gıdalar, özelliklede yumurta sarısı, karaciğer ve diğer sakatatlar kolesterol içermektedir. Günde 300 mg ın altında kolesterol alınması önerilmektedir.
Yiyeceklerinizdeki Şeker Oranını Ilımlı Düzeylerde Tutun: Aşırı şekerli yiyecekler dişlerde çürümelere yol açacaklardır. Ayrıca pastalar, tatlılar gibi şekerli yiyecekler ideal kilonuzu korumanız açısından tehlike oluşturacaklardır. Sağlıklı bir gebelik için şeker tüketiminizi ılımlı düzeylerde tutmalısınız.
Yiyeceklerinizdeki Tuz ve Sodyum Oranını Ilımlı Düzeylerde Tutun: Çoğu kişilerde tüketilen aşırı tuz hipertansiyona sebep olmaktadır. Hipertansiyon kalp krizi riskini arttırmaktadır. Hamile kalmak isteyen kadınlarda hipertansiyonun oluşması hamilelik esnasındaki riskleri arttırır.Genellikle günlük sodyum alımının 2400 mg ile sınırlandırılması önerilmektedir.( 1/4 çay kaşığı tuz 500 mg sodyum içermektedir)
Yediğimiz birçok yiyecekte ve tuzda sodyum bulunmaktadır. Özellikle konservelerde ve hazır gıdalarda sodyum oranları yüksektir. Bu yüzden yiyeceklerin etiketlerini mutlaka okuyun ve tuzdan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın.
Lifli Yiyecekler Tüketin: Lifli yiyecekler sağlıklı yaşam için önemlidir. Sindirimi kolaylaştırırlar, bazı kanserlerin oluşumunu önlerler, kan şekeri ve kolesterol düzeylerini dengelerler. Genellikle yaşa bağlı olarak günlük 20-35 gr besinsel lif tüketilmesi önerilmektedir. Eğer bu düzeylerde besinsel lif tüketmeye karar verdiyseniz bunu aşamalı olarak arttırın ve 8 fincan sıvı almaya özen gösterin.
Çözünebilir ve çözünemez olmak üzere iki tip besinsel lif vardır ve her ikisi de sağlık açısından önemlidir. Çözünemez lifler bütün tahıllar, taze meyve ve sebzede bulunur. Çözünebilir lifler ise kuru fasulye, bakla, yulaf, arpa , patates, elma ve armutta bolca bulunur.Genellikle bu besinler her iki tip lifi de farklı miktarlarda içerirler.
Alkol Tüketiminizi Sınırlandırın veya kesin: Hamileliği planlayan bir ailede hem anne hem de baba adayı alkol tüketimini sınırlandırmalıdır. Alkol tüketimi doğacak bebeğinizde ciddi doğumsal bozukluklara sebep olabilir. Alkol boşuna alınan kaloridir ve besin dengenizi bozar. Fazla alınan alkol şişmanlık, hipertansiyon ve birçok sağlık problemlerine yol açabilir.
Kafein Tüketiminizi Sınırlandırın: Kafein ile kronik hastalıklar arasında direk bir ilişki açıkça saptanamamıştır. Ancak fazla miktarlarda alınan kafeinin sağlık üzerine bazı olumsuz etkileri vardır. Her kişinin kafeine karşı toleransı değişiktir. Genellikle çok kişi günlük 500 mg ın üzerindeki kafeini (3-4 küçük fincan kahve) tolere edemez. Bu tip kadınların hamileliklerinde kafein miktarını azaltmaları önerilir.
Kafein merkezi sinir sistemi üzerine etkili olarak aşırı gerginlik ve dikkat dağınıklığına sebep olabilir. Hamileliği planlayan ailelerde hem anne hem de baba adayının kafein alması gerginliğe sebep olabileceğinden ve bu da döllenme yeteneğini etkileyebileceğinden sınırlandırılmalıdır. Kafeinin bırakılması esnasında baş ağrısı ve yorgunluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. 2-4 haftalık bir sürede kademeli olarak bırakmak bu belirtilerin aşılmasında faydalı olabilir.
Add comment Temmuz 29, 2008
Transyağ asitleri
TRANS YAĞ ASİTLERİ DIŞARI
LDL kolesterolü yükseltip HDL kolesterolü düşürerek, kroner kalp hastalıklarına zemin hazırlayan Trans Yağ Asitleri (TFA) ile ilgili son 10 yılda yayınlanan araştırmalar bir hayli fazla.
1997 yılında Canadian Journal of Physiology and Pharmacology�nin Mart sayısında Zock ve Katan imzası ile yayınlanan araştırmada, TFA�ların LDL kolesterol ve lipoprotein(a) seviyelerini yükselttiği, HDL kolesterol seviyesini ise düşürdüğü, bunun sonucunda da kroner kalp hastalığı riskinin yükseldiği belirtiliyor. Özellikle fast-food zincirlerinde kullanılan kızartma yağlarının %30�un üzerinde TFA bulunduğuna dikkat çekerek, yağ üreticilerinin bu tip ürünlerde de TFA içeriğini olabildiğince düşürmeleri gerektiği dile getiriliyor. Araştırmacıların vurguladığı bir diğer önemli konu da hazır gıdaların etiketlerinde TFA içeriğinin de belirtilmesi gerektiği yönünde.
Yine 1997�de Ascherio ve Willett�in American Journal of Clinical Nutrition�ın Ekim sayısında yayınlanan makalelerinde, TFA tüketiminin ABD�de yılda 30.000 erken ölüm vakası ile ilişkilendirilebileceği ileri sürülüyor.bu rakamın epidemiyolojik çalışma sonuçları ile uyumlu olduğunu vurgulayan araştırmacılar, beslenme açısından bilinen herhangi bir yararı olmayan TFA�ların tüketiminin resmi politikalar ile kısıtlanması gerektiğini belirtiyorlar.
Kasım 1997�de The New England Journal of Medicine�de yayınlanan Hu ve Stampfer�in araştırmasına göre (aynı çalışmaların tüm risk faktörleri göz önüne alınarak yapılan geniş değerlendirilmesini bültenimizin bu sayısında derleme olarak sunuyoruz.) TFA�lardan alınan enerjinin (%2) doymamış yağ ile replase edilmesi, koroner hastalık riskinin %53 oranında azaltmaktadır. Aynı şekilde, doymuş yağlardan alınan enerjinin (%5) doymamış yağlarla replase edilmesi de, koroner hastalık riskini %42 oranında azaltmakta.
Pedersen ve Johansson�un 1998 yılında yayınlanan çalışmalarında da, Norveç�te 1958 yılında 15g/gün olan TFA tüketiminin 30 yılda 4g/gün�e düştüğü belirtilirken, en az bunun kadar önemli ve çok daha fazla miktarlarda tüketilen doymuş yağlara da kalp sağlığı açısından dikkat edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Bu yıl Temmuz ayında İskoçya�da düzenlenen Uluslararası Diyetetik Kongresi�nde Hollandalı araştırmacı Siebelink�in sunduğu aktüel verilere göre, Hollanda�da geçtiğimiz 10 yılda TFA tüketiminin %80 oranında azaltıldığı, bunun da koroner kalp hastalığı riskini yaklaşık %40�lara varan oranda düşürdüğü görülüyor.
Bu ciddi bilimsel uyarıların sonucunda, birçok gelişmiş ülkede gıdalardaki ve özellikle de margarinlerdeki TFA oranı %50�lerden %5�lerin altına düşürüldü. Unilever Türkiye de 1995 yılında ilk defa trans yağ içermeyen Becel margarinini piyasaya sürdü. 1997 yılında da tüm kase margarinlerindeki TFA oranını %1�in altına indirdi. Bunu izleyen yıllarda da paket margarinlerdeki trans yağları %2�nin altına düşürdü. Böylece Sana, Rama, Becel ve Aymar markaları trans yağlardan arındırılmış oldu. Koroner kalp hastalıklarından korunmada bu derece önemli bir konunun, ülkemiz gündeminde daha fazla yer alarak tartışılması, diğer yağ üreticilerini de aynı hassasiyeti göstermeye teşvik edecek ve toplum sağlığımızın iyileştirilmesine önemli katkı sağlayacaktır.
Add comment Temmuz 29, 2008
Kafein bağımlılığı
| KAFEİN BAĞIMLILIĞI |
| Kahve ve kafein, insan sağlığına etkileri yıllardır üzerinde çalışılan bir konu. Bunun en önemli nedeni kafein tüketiminin giderek artması. Kafeinin sağlığa etkileri üzerinde yapılan çalışmaların büyük çoğunluğunu kadınlar üzerindeki etkileri oluşturuyor. Özellikle de gebe kadınlar, göğüs hastalığı ve kalsiyum eksikliği olanlar. 1970�lerde ve 1980�lerde yapılan araştırmaların sonuçlarında, daha sonradan çıkan kimi çelişkiler, araştırmacıların bu konuya daha çok eğilmelerine neden olmuş ve açıklanmayan sorunları gün ışığına çıkartmaya yoğunlaşılmıştı. Yeni bulgulara göre, çoğu insan için merak konusu olan pek çok soruya da açıklık getirildi. Ama önce kafeinin ne olduğuna bir bakalım. Kafein, dünya üzerindeki 60�dan fazla bitki türünün meyvesinde, tohumların ya da yapraklarında bulunan doğal bir madde. Dolayısıyla, bu bitkilerden yapılan yiyecek ya da içeceklerimizin çoğunda doğal olarak bulunuyor. Ancak, tat vermek için özellikle yiyeceklere ve içeceklere katıldığı ya da etkilerini arttırmak için ilaçlara eklendiğinde oluyor. Kafein en çok da hazır kahvede, çayda, kolada ve çikolatada bulunuyor. Aslında farkında olmadan, bir gün boyunca epey kafein alıyoruz. Günde 2-3 fincan hazır kahve içsek bile 250-300 mg kafein tüketmiş oluyoruz ki, bu pek de azımsanmayacak bir miktar. Peki, bu kadar kafein tüketimini sağlığımıza ne kadar etkisi var? Aslında kafeinin en iyi bilinen etkisi, uyarıcı özelliği. İnsanın uyuması, beyinde üretilen adenozinle ilişkili. Adenozin, sinir hücrelerinin etkinliğini zayıflatıyor ve kan damarlarını genişleterek uykudayken daha fazla oksijen alınmasını sağlıyor. Kafein alındığındaysa, sinir hücreleri bunu adonazin olarak algılıyor. Ancak adenozinin yaptığı gibi hücrelerin etkinliğini yavaşlatmıyor. Adenozin reseptörlerine bağlanarak, adenozini bloke etkinliğini yavaşlamak yerine artıyor. Ayrıca beyindeki kan damarlarını da daraltıyor. Bu yüzden baş ağrısı için kullanılan kimi ilaçlarda kafein bulunuyor. Beyindeki nöronların etkisinin artması da, adrenalininizin artmasıyla sonuçlanıyor; gözbebekleri büyüyor, kalp daha hızlı atmaya başlıyor, kaslar kasılıyor. Kafeinin vücuttaki töleransı kişiden kişiye değişiyor. |
| Kafein gebelikte önerilmiyor |
| Araştırmalara göre, kafeinin özellikle gebe kadınlar üzerindeki etkisinin fazla olduğu saptanmış. Journal of American Medical Association (JAMA)�da yayınlanan bir araştırmada, gebeliklerinin ilk üç ayında düşük yapan 550, düşük yapmayan 950 kadın incelenmiş ve veriler karşılaştırılmış. Sonuçta, günde 1-2 fincan kahve içen kadınlardaki düşük yapma riskinin hiç içmeyenlere oranla %30 arttığı gözlenmiş. Kahve tüketimi 4 fincana çıktığında yüzde 40,5 fincan üzerindeyse yüzde 220�ye çıkmış bu oran. Öte yandan kafeinin kanser riskini arttırdığına yönelik kesin bulgular yok. Ancak, kalsiyum eksikliğine yol açtığı biliniyor. Çünkü kafein, çeşitli vitaminlerin, kalsiyum ve demir gibi minerallerin emilimini engelliyor; Kalsiyum depolanmasını olumsuz etkiliyor. Bu da kemik yoğunluğunu azaltacağı, yani sonuçta kemik erimesiyle karşı karşıya kalınacağı kuşkusu uyandırıyor. Özellikle yetişkinler için tehlikeli görünen bu etkinin de çok sorun yaratmayacağı, son zamanlarda yapılan araştırmaların bir sonucu. Bunu önlemenin en kolay yolu, günde en azından 1 bardak süt içerek, gerekli kalsiyumu alabilir ve kafeinin bu olumsuz etkisini önleyebilirsiniz. Bunun yanında, kahvenizi sütlü içmek de bir çözüm gibi görünüyor. Kafeinin tansiyon üzerine de pek bir etkisi olmadığı vurgulanıyor. Kafein tüketiminin kan basıncını bir süreliğine yükselttiği biliniyor; ancak bunun yüksek tansiyona yol açmadığı bulundu. Yine de yüksek tansiyonu olanların, yoğun stres altındayken kafein tüketimlerine dikkat etmeleri gerekiyor. İdrar söktürücü özelliği nedeniyle, şişkinlikten kaynaklanan rahatsızlıkların giderilmesine yardımcı olan kafeinin, öte yandan kan şekerini düşürerek, adet öncesi sendromu şiddetlendirebileceği düşünülüyor. Kimi araştırmalara göre, günde 3-4 fincan kahve içenlerde adet öncesi sendrom şikayetleri üç kat artmış. Kafein ayrıca böbrekleri de çalıştırıyor. Bu da, idrara çıkmayı sıklaştırarak, bir süre sonra meshanede tahriş ve dolayısıyla bir rahatsızlığa neden olabiliyor öte yandan, yine son zamanlarda yapılan bir araştırma, kafeinin parkinson hastalığı riskini azalttığını gösteriyor. Benzer şekilde, enerji harcanmasını arttırarak daha fazla kalori yakmaya yardımcı olmak, astım krizlerini azaltmak gibi olumlu etkileri de olduğu söyleniyor. Vücudumuzun kafeinden hoşlandığı zamanlar da yok değil; özellikle de uyanık kalmamız gerektiğinde. Kafein böyle durumlarda insanı uyardığı için adrenalin artıyor. Kendinizi iyi hissetmeniz için de vücudunuzda dopamin üretimini düzenliyor. Ancak tüm bunlar kısa süreli etkiler. Oysa asıl sorun, kafeinin uzun vadedeki etkileri. Bunların arasında en önemlilerinden birisi de uykuya dalmak için, en önemli etkenin adenozin reseptörleri olduğu biliniyor. Ancak, kafein alımı bu reseptörlerin etkilerini devre dışı bırakır. Üstelik kafeinin vücutta yarı ömrü yaklaşık 6 saat kadardır. Bunun anlamı, öğleden sonra saat 15:00�de 200 mg kafein içecek miktarda kahve içmişseniz, akşam saat 21:00�de vücudunuzda hala 100 mg kafein bulunuyor demektir. Bu da, bilinen etkileriyle, uyumanızı güçleştirecektir. Bunu sürdürürseniz, uzun vadede bir uykusuzluk sorunu yaşamanız büyük olasılıktır. |
| Bağımlılık yapıyor |
| Kafeinin bilinen bir diğer özelliği de bağımlılık yaptığı. Diğer bağımlılık yapan maddeler kadar etkili olmasa da, alışkanlık yapma yöntemi onlarınkiyle aynı. Bırakması kolay olabilir ama bırakmanızın gerekip gerekmediğine, sağlığınıza olan etkilerinize bakarak karar verilmesi gerekiyor. Yüksek tansiyonunuz, kemik sorunlarınız, ya da çarpıntılarınız varsa, kahvenizi yudumlarken bir kez daha düşünün. Yoksa, rahatça kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Ancak yine de, yüksek dozda almayın, yoksa sizde bir madde bağımlısı olabilirsiniz! |
Add comment Temmuz 29, 2008